TÜRKİYE DE MAĞARACILIK GERÇEĞİ

 Mağaracılık sporu dünyada çok önemli bir yer almışken, ülkemizde meraklısının çok olmasına rağmen sadece birkaç üniversitenin çabalarıyla sürdürülmeye çalışılmaktadır. Fakat üniversitelerdeki sürekli sirkülasyondan dolayı yeteri kadar üst seviyeye taşınamamıştır. Ülkemizde 10.000 e yakın doğal, el yapımı yarı doğal ve yarı el yapımı mağaralar bulunmaktadır. Bunlar bilinenler. Tespit edilip de araştırılmayan mağaralar da hesaba katıldığında bu sayısı ikiye katlayacaktır. Bilinen mağaraların ise çok azı turizme açılmış yine de yeteri kadar cazip hale getirilmemiştir. Araştırmalara yeteri kadar bütçe ayrılmamıştır.

Her uzmanlık dalı kendi sahasında konusuna değer vermeyi becerirse ve uzmanlık dalını mükemmel hale getirerek Ülkeye ve bölge halkına uluslararası boyutta maddi kaynak getirmeyi başarırsa refah seviyemiz çok hızlı şekilde yükselecektir. Maalesef bu tür kuruluşlar devlet bütçesine nasıl katkıda bulunurum değil, bütçeden nasıl kaynak sağlarıma bakmaktadır. Proje geliştirmek ve bunu gelir kaynağı haline getirmek için devlet kaynakları doğru kullanılmamaktadır. 

Peki, aktif hale gelen mağaracılık turizmi kendi içinde hem ülkeye hem de bölge halkına gelir sağlamaya başlarsa bu kaynaklar yeni araştırmalar ve arkeolojik kazılar için kendi içinde bütçe oluşturmaya başlayacaktır. Birçok ciddi araştırma yapan kurumlarımız ödenek beklemek zorunda kalmayacaktır. Söylem, ‘’NASIL ÖDENEK BULACAĞIZ DEĞİL KAYNAKLARDAN NASIL GELİR YARATMALIYIZ’’ olmalıdır.

Eğer mağaracılık dalı ele tam anlamıyla alınırsa var olan mağaralar cazip hale getirilip turizme ve sporcuların faydalanacağı hale getirilirse elde edilen gelir yeni yerlerin araştırılmasına fazlasıyla yeteceği gibi bölge halkının da bu gelirden önemli derecede fayda sağlayacağı kesindir.

Yerli yabancı turistlerin ve mağara sporcularının dünyanın her yerinden gelmesi sağlanacaktır.

VERİLEN ZARARLAR:

Çeşitli meraklı grupların vermiş oldukları zararlar düşünülecek olursa, maddi ve manevi ciddi ölçüde zararlar olduğu görülecektir.

Son 4 yıl içeresinde araştırmak ve ortaya çıkarmak için girdiğimiz mağaraların birçoğunda binlerce yıllık yazıtlar, figürler eski uygarlıklara ait kültür varlıkları tamamen parçalanmış durumdadır. Bu tür davranışlar özellikle dış kaynaklı bazı odakların yerli halka bilinçli yaptırdığı davranışlardır. Ana sebep var olan yazıtların yok edilerek geçmiş uygarlıklarda bizlere ait olan bilgilerin yok edilmeye çalışılması ve bulunabilecek bazı objelerin kaçak yolla satılıp gelir elde etme girişimidir. 

Bazı haber kaynaklarında çeşitli terör örgütlerinin göz göre göre yok ettikleri eserler dikkat çekicidir. Asur ve Göktürk yazıtlarıdır ve bunun benzeri eserlerdir yani tamamen kendi kültürümüze aittir. Böylece köklerimizin bilgileri yok edilip daha önce olduğu gibi göçebe toplumdan öteye gidemediğimizi iddia edebilsinler.

Maalesef bu konuda bilinçlendirilmeyen halk define aramak adı altında kanıtlarımızı ve izlerimizi silmekteler.

Doğal mağaralarda ise ne kadar doğal olsa da yine de eski uygarlıklarda izler mutlaka taşımaktadır. Doğal oluşumları sırasında oluşan sarkıt ve dikitler ve kristal tabakaları turizmin önemli gelir kaynakları arasında yer almaktadır. Bu binlerce yılda oluşan güzellikler kırılıp yok edilmektedir.

İşin özü açık seçik hiç birine sahip çıkılmadığı gibi gelir kaynağı olarak da kullanılmamaktadır. 

ULUSLARARASI TANITIM:

Yerel yönetimler ve oluşturulacak gerçek bir mağaracılık federasyonu yapacağı tanıtım çalışmaları TV programları meraklandırıcı reklamlar ile ülkemize çok ciddi rakamlarda gelir getireceği kesindir. 

Dünyadaki örnekleri araştırıldığında ülkemizde bulanan mağaraların 4/1 kadarı bile olamamasına rağmen milyonlarca dolar gelir etmektedirler. Ne kadar ilginçtir ki bizim topraklarımızda olan ve yaşanan efsaneleri kendilerine mal ederek efsanelerimizin üzerindeki izlerimizi silmeye çalışmışlardır. 

HEDEFLENEN SONUÇLAR:

  • Mağara sporculuğunun artması
  • Mağara canlı biliminin gelişmesi
  • Mağara arkeolojisinin korunması ve araştırılması
  • Mağara enerji kaynaklarının ortaya çıkması
  • Mağara su kaynaklarının doğru değerlendirilmesi

MAĞARA DEDİĞİN NE Kİ?

Son yıllarda doğa turizmi adıyla sıkça duyduğumuz turizm çeşidi mağaralara olan talebi artırmıştır. Doğada yapılan turizm çeşitleri toplum içinde doğa bilincini ve saygısını geliştirirken aynı zamanda da iyi bir gelir kaynağı durumuna gelmiştir. Birçok ülke için önemli bir gelir kaynağı olan mağara turizmi yerel halkın ekonomik refahını artırmak için fırsat niteliğindedir.

Bunun yanında dünyadaki doğal dengeleri ve insan yaşamını bekleyen en büyük tehlikelerden birisi kuşkusuz bilinçsizce tahrip edilen mağaraların yok olmasıdır. İnsan nüfusunun hızla artması ve doğal kaynakların aynı şekilde tükenmesi nedeniyle doğal kaynaklardan faydalanmanın bir plan dâhilinde yapılması kaçınılmaz hale gelmiştir.

Yok, edilen veya doğal düzenekleri bozulan mağaraların tabiatın su ve suya mineral katkısının önemi hemen hemen bilinmemektedir. Mağaraların kurak zamanlarda dahi üst kayalarından havadaki nemi toplayarak su ürettiği, ürettiği su kaynaklarına aynı zamanda mağara içindeki kristal yapısı ve kayaç türlerinden dolayı su kaynaklarına katmış olduğu mineraller sayesinde hem toprağın hem de insanların ihtiyacı olan sağlıklı ve zengin suyun oluşumunu sağlamaktadır.

Yani hem yeraltı su kaynaklarına takviye yapmakla kalmıyor aynı zamanda toprağın zengin bir mineral ihtiyacını sağlayarak verimli hale getirmiş oluyor. Derelere nehirlere baktığımızda su kaynaklarının dağ eteklerindeki kovuk ve mağaralardan çıktığını görürüz. Su geçişleri esnasında kayaçların kaynaklara verdiği mineraller aynı zamanda denize dökülen dere ağızlarında balıkların ve suda yaşayan canlılarında önemli ölçüde mineral ihtiyacını karşılamaktadır. Bu sebepten dolayı da bu tür canlılar yumurtlama dönemlerinde deniz ile birleşen dere ve nehir ağızlarını tercih ederler. Günümüzde maalesef yok edilen bu dereler ve nehirler doğal dengeyi ve eko sistemi yok etmektedir.

Doğadaki en küçük zerreyi yok ederseniz en büyüğü de otomatik olarak yok edersiniz. En verimli toprak yapısının, hemen yakınında bulunan tepeler ve dağların bitimindeki vadiler olduğunu görürüz, çünkü en verimli toprağı kayalar ve içindeki kristaller ile bize vadilere hazırlayıp yollar. Eğer tüketim kaçınılmaz ise yok ederek değil üreterek devam etmelidir, fakat gen yapıları ile oynayarak değil.

Mağaralarımıza geri dönersek tahribatların yapılması sadece yaşam kaynaklarımız değil aynı zamanda binlerce yıl evvelden gelen kadim bilgileri yok ederek, şimdi olduğu gibi icat etmeye çalışır ve zaman bilgisinde hep geriden geliriz. Binanın en sağlam yeri temelidir. Sonra üstüne katlar çıkarsınız, maalesef bizler hala temel kazmakla uğraşıyoruz bırakın teme atmaya başlamayı. Eski uygarlıkların neden dağlarda sığınaklar, barınaklar, şehirler kurduklarına gözümüzle değil, düşünme ve hayatta kalma organımız beynimizle bakmak lazım. Onlar dağları sığınak, geçim kaynaklarını ise ovalarda yapmışlar, neden mi geçimini sağlayacakları yere yerleşim kurarak kıtlık ve açlık çekmemek için.

O dönem teknoloji yoktu derseniz emin olun kâinat bile buna güler. Yoktu ama hala piramitlerin sırrını arıyor, hala dünyayı birbirine bağlayan Mağaralın sırrını çözmeye neden çalışıyoruz? Kapadokya, Göbekli tepeye ve benzeri yerlere bu nasıl mimari diyoruz. Sebebi belli hala temel kazmaya çalışmamızdan kaynaklanıyor. Öyle ise geçmişten gelen kadim bilgileri yok etmek değil doğru okumak gerekir, işte o zaman anlayacağız ileri toplum seviyesine nasıl çıkacağımızı.

Bu durumda her uzman her şeye yönlenmemeli ve kendine seçtiği dalın konusunda en mükemmel hale gelmelidir. Bugün çeşitli amaçlar ile yok edilen mağaralar geleceğimizi dizayn etmedeki önemini iyi anlamamız gerekiyor. Mağara turizmi, mağara bilimi, mağara arkeolojisi ülkemiz için ve bölge halkları için hiç küçümsenmeyecek gelir kaynağı haline getirilebilir sadece gelir değil, doğal denge ve toprağın zenginleşmesinde yeniden verim arttırılabilir.

YAZAN

Hüseyin GÜNGÖR